Aktif Haber

    İstanbul Havalimanı yabancılara satılacak

    İstanbul Havalimanı yabancılara satılacak


    İstanbul Havalimanı’nın açılmasının üzerinden daha 1 yıl geçmeden satılacak dedikoduları yayılmaya başladı. İstanbul’un dev havalimanını işleten IGA konsorsiyumunun bazı ortaklarının 11 milyar dolarlık yatırımdaki hisselerini...

    İstanbul Havalimanı’nın açılmasının üzerinden daha 1 yıl geçmeden satılacak dedikoduları yayılmaya başladı. İstanbul’un dev havalimanını işleten IGA konsorsiyumunun bazı ortaklarının 11 milyar dolarlık yatırımdaki hisselerini satmak için varlık yönetim şirketi Lazard’ı yetkilendirdiği belirtildi. Uluslararası Bloomberg’te yer alan habere göre dünya devleri Vinci, ADP ve TAV’ın yeni havalimanı ile ilgilendiği belirtiliyor.

     6.4 MİLYAR DOLAR BORÇLARI VAR

     Şirketin devlete havalimanının kirası için yılda ortalama 1.1 milyar avro ödeme yapması gerekiyor. Üçüncü havalimanının yüzde 35’i Kalyon İnşaat’ın, yüzde 25’i Cengiz İnşaat’ın yüzde 20’si Limak ve Mapa’nın. Kolin bu yıl içerisinde yüzde 20’lik payını satarak ortaklıktan çıkmıştı. IGA yetkilileri şirketin hisse satma gibi bir planı olmadığını söyledi. Vinci, ADP ve TAV yetkilileri konu hakkında açıklama yapmadı.

     Öte yandan, İstanbul Havalimanı ihalesini almak için İGA konsorsiyumuna kamu bankaları döviz kredisi açmıştı. Hem İstanhul havalimanı’na beklenen ilginin gösterilmemesi, hem dolardaki fahiş değer artışı, hem de ekonomideki durgunluk İstanbul Havalimanı işletme gelirlerini zayıflatıyor.

     Konuyu iktisatçı yazar Mustafa Sönmez değerlendirdi.

    Havalimanı yatırımının başta allanıp pullandığını, kâr getirecek büyük iş olarak takdim edildiğini ifade eden Sönmez şunları söyledi:

    “Başlangıçta ihaleye TAV ve İGA adlı konsorsiyum girdi. İhale İGA’da kaldı. Hatta yatırımın maliyetini kolaylaştırıcı bir dizi tedbir de hükümetçe alındı. Şartnamedeki kot farkı indirildi, finansman sağlamada güçlük çekilince kamu bankaları devreye sokuldu, zaten projenin kendisinde belli bir yolcu garanti bedeli de var, ayrıca bir başka özendirici olarak Atatürk Havalimanı kapatıldı. Böylece yıllık 80 milyon yolcunun yeni havalimanına yönlendirilmesi planlandı.”

     NEDEN SATILMAK İSTENİYOR?

    Peki bu kadar özendirici tedbire rağmen havalimanının işletmesini elinde bulunduran şirketler hisselerini neden satmak istiyorlar? İktisatçı Sönmez bu sorunun cevabını şirketlerin beklentilerinin gerçekleşmemesi olarak yorumladı.

    Sönmez, “Bu kadar özendiriciye rağmen gelin görün ki döviz değerindeki artışı hesaba katmadılar. Bu şirketlerin hem kredileri döviz cinsinden hem de havalimanının işletme maliyetlerinin maliyetlerinin büyük çoğunluğu döviz cinsinden” dedi.

    Diğer yandan Sönmez asıl meselenin havalimanının sıhhati olduğunun altını çizdi. Açıldığı günden bu yana bir dizi teknik sorunla gündeme gelen havalimanının geleceği ile ilişkin beklentiler karamsar. Bu konuya ilişkin Sönmez “Son çıkan sert rüzgâr yüzünden uçakların inememesi havacılık işini bilenler tarafından bir sinyal olarak yorumlanıyor. Pistlerin inşası açısından da doğru bir konumlandırma yapılamadığı yine konuşulanlar arasında. Bu tabii uçuş güvenliği açısından talepleri düşürüyor. Bu yüzden kimse bu havalimanından uçmak istemiyor, insanlar havalimanını uçuş güvenliği açısından riskli buluyor” dedi.

     Sönmez yolcuların mümkün olduğunca Sabiha Gökçen Havalimanı’nı tercih ettiğini ifade etti. Sönmez uçuş güvenliğinin yanı sıra havalimanının şehre uzak olması, ulaşımının güç olması gibi sebeplerin talebin azlığına katkı koyan sebeplerden olduğunu söyledi.

    KOLİN DE İGA’DAN ÇEKİLMİŞTİ

    Üçüncü Havalimanı işletmecisi İGA, 6.4 milyar dolar borçlandıktan sonra Türkiye’nin en borçlu özel sektör işletmesi konumunda.

    Üçüncü havalimanının yüzde 35’i Kalyon İnşaat’ın, yüzde 25’i Cengiz İnşaat’ın yüzde 20’si Limak ve Mapa’nın. Kolin bu yıl içerisinde yüzde 20’lik payını satarak ortaklıktan çekilmişti.

    "Rus Avrasyacılığı ile Türk Avrasyacılığı arasındaki ufak farklara dair"


    TR724 Yazarı Akademisyen Mehmet Efe Çaman'ın analizi şöyle; "Her şeyden önce Moskova bakımından Avrasyacılık bir ideoloji olmaktan çok bir jeopolitik strateji olması bakımından Türkiye’deki kurusıkı retorik ve hayalci...



    TR724 Yazarı Akademisyen Mehmet Efe Çaman'ın analizi şöyle;


    "Her şeyden önce Moskova bakımından Avrasyacılık bir ideoloji olmaktan çok bir jeopolitik strateji olması bakımından Türkiye’deki kurusıkı retorik ve hayalci Avrasyacılıktan çok farklıdır. Televizyon karşısında döner bıçağı sallayarak aşağılık kompleksini tatmin eden cahillerin ilkel algıları üzerine inşa edilen anayasasız serseri devlet konseptinin belirgin hal aldığı Erdoğan’ın ustalık dönemi ürünü Avrasyacı koalisyonla yan yana getirdiğinizde, Rus Avrasyacılığı içinde sofistike bir mantık ve akıl barındıran, Rusya çıkarlarına hizmet eden bir devlet aklının temelidir.

    Çarlık Rusya’sından dünyanın iki süper gücünden biri olan ve 1991’e dek dünya düzeninin temel iki sütunundan birini oluşturan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği’ne (SSCB) kadar, Avrasyacılık Rus jeopolitiğinin kendi içinde tutarlı dış ve güvenlik politikalarının temeliydi. Rusya Federasyonu 1991’de SSCB’nin çöküşünden sonra bağımsız olan 15 ardıl cumhuriyetten biri olarak, SSCB mirasını üstlendi. Nükleer ve konvansiyonel Sovyet askeri gücü başta olmak üzere, SSCB topraklarının büyük çoğunluğunu miras alan Rusya, dünyanın yüzölçümü olarak en büyük, fosil enerji kaynakları açısından ise en zengin iki-üç ülkesidir.

    Rus Çarlığı ve SSCB gibi Rusya da bölgesinde en istikrarlı ve güçlü devlet oldu. Öncelikle eski Sovyet cumhuriyetlerinin büyük çoğunluğuyla havuç-sopa yöntemini kullanarak tek yönlü bağımlılık ilişkileri kurdu. Kendi ekseninin dışına çıkarak AB ve NATO’ya katılan Baltık cumhuriyetleri ve eski Doğu Bloku’na dâhil ülkelerden ders alarak, Putin döneminde NATO-AB genişlemesi konusunda rest çekti. Ve hedefe Ukrayna ve Gürcistan’ı aldı. Onların üzerinden Azerbaycan ve Ermenistan’a da aba altından sopa göstererek, tüm eski Sovyet cumhuriyetlerini hizaya soktu. Böylece Gürcistan’da Batı yanlıları Rus etkisiyle tasfiye edildi. Gürcistan Güney Osetya üzerinden kaşınarak, Osetya bağımsızlığına güneyde destek olup Gürcistan’a müdahil olma imkânını yarattı. Hâlbuki kendi sınırları içindeki Kuzey Osetya Cumhuriyeti’ne bu olanağı vermedi. Böylece yıldırım harekâtıyla 2008’de Rus birlikleri Gürcistan’a girdi. Sadece bir hafta gibi bir sürede geniş bir hava, deniz ve kara operasyonu ile Gürcistan’ı ezdi. Gürcistan’ın NATO ve AB yönelimini sonlandırarak, “yakın dış ülkeler” olarak adlandırdığı ve arka bahçe muamelesi yaptığı Sovyet ardılı güney kuşağı ülkelerine yönelik ilk askeri adımı atmış oldu. 2014’te yine aynı bağlamda Ukrayna toprağı olan Kırım’ı işgal etti ve sonrasında Kırım’ı uluslararası hukuka aykırı olarak topraklarına kattı. Akabinde Rus askeri ve lojistik desteği ile doğu Ukrayna topraklarını Kiev kontrolünden ayırarak Rus etki alanı haline getirdi. Ukrayna’yı fiilen böldü ve bu ülkenin NATO ve AB’ye katılım imkânını sıfırladı. Batı’nın kendisini çevreleme stratejisine, Avrasyacı jeopolitik ve jeostrateji ile göğüsledi. NATO da AB de gerek Gürcistan’da gerekse de Ukrayna’da geri adım atmak mecburiyetinde kaldılar. Bu durum Rusya’nın küresel rekabette yeniden dikkate alınması gereken bir süper askeri güç konumunu tasdik etti. Elindeki taktik nükleer silah envanteriyle dünyayı tümüyle birkaç kez yok etme potansiyeli olan ve dünyadaki en etkin kara güçlerine sahip bir konvansiyonel güce sahip Rusya, artık yeni Soğuk Savaş’ın başladığını dosta-düşmana ilan ediyordu.

    Oysa NATO ve AB başta, tüm Batı dünyası 1991’de Rusya tehdidinin sona erdiğini, çünkü ideolojik antagonizmin bittiğini düşünmekteydi. Oysa anlamadıkları, Soğuk Savaş’ın görünürde bir ideolojik çatışma olmasına karşın, özünde bir jeopolitik mücadele olduğu gerçeğiydi. Batı çatışmanın bittiği kanısına komünizmin yıkılmasıyla varmıştı. Oysa komünizm yıkıldıktan sonra da Rusya’nın genel tutumu, savunma ve askeri konularda değişmemişti. Bu durum özellikle Yeltsin sonrasında Kremlin’e gelen Vladimir Putin döneminde artık Pentagon tarafından iyice kavranmıştı. Yeni Soğuk Savaş, fazlaca üzerine konuşulmasa da, özellikle doğu Avrupa’yı korumak bakımından NATO’nun tüm eki komünist doğu ve güneydoğu Avrupa’ya doğru genişleyerek, bu coğrafyadaki küçük ülkeleri güvenlik şemsiyesi altına almasıyla sonuçlandı. Böylelikle 1999’da Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Polonya, 2004’te Bulgaristan, Estonya, Litvanya, Letonya, Romanya, Slovakya ve Slovenya, 2009’da Arnavutluk ve Hırvatistan, 2017’de ise Karadağ NATO’ya alındı. Bu ülkeler NATO’nun önemini biliyordu, çünkü Rusya’yı ve onun jeopolitik yaklaşımını bizzat yaşamışlardı.

    Rusya, Batı’nın ve – Atlantik gücü olarak adlandırdıkları – ABD’nin (ve NATO’nun) daha fazla etkinlik kazanmasını ve kendi etki bölgesine nüfuz etmesini tolere etmeyeceğini net iki mesajla gösterdi. Gürcistan ve Ukrayna’da Batı’nın olası reaksiyonunu iki kez test etti. İkisinde de NATO’nun elindeki tek seçeneğin, hiç seçemeyeceği seçenek (karşı atak) olduğunu memnuniyetle gördü. Yakın bölgesini kendisine bağladı, gerekirse askeri seçenek “sopasını” kullanmaktan çekinmesi. Bolca da “havuç” dağıtarak, Çarlık ve SSCB dönemlerinden kalan kadim taktiğini uyguladı.

    İçeride de öncelikle Rusya Federasyonu içindeki irili ufaklı ve birbirinden farklı statülerdeki otonom (muhtar) birimleri merkezi kontrolü altına aldı. Eski KGB’ci tecrübeli ve zeki lider Putin, oligarkları, basını, yargıyı, askeriyeyi, yerel yöneticileri – kısacası her tür iç dinamiği ve faktörü – kendisine bağladı ve modern bir çar gibi ülkeyi yönetmeye devam etti. Yeltsin döneminin yolsuz ve çürük Rusya’sını değiştirdi. Maaşı ödenmediği için tankını satan Rus askeri imajını düzelterek, yeniden kendisine güvenen, katı otoriter ama SSCB gibi her alana hâkim, güçlü bir Rusya devleti ve bürokrasisi oluşturdu.  Ve zaten demokrasiyi ve liberal hakları hiç tanıma fırsatı bulamamış olan Rusya halkına kendisini bir Slav Mesih gibi sunarak, harika bir PR çalışması yaptı! Yeltsin döneminin yıkılan devlet imajını küllerinden çıkartarak, tabiri caizse pejmürde Rusya’yı zapt-ı rapt altına aldı. Kırsaldaki anneanneler ve dedeler yeniden emekli maaşlarıyla az buçuk yaşayabilir oldular. Ve başlarındaki kısa boylu ama kurnaz Kremlin’li adamda, geçmişin ihtişamlı ve kendilerine gurur (ve de korku) salan liderini buldular. Avrasyacılık, içeride Rusya’yı bu başarı öyküsüyle birleştirirken, Rusya’dan ümidi kesen Batılı insan hakları savunucuları, Rusya’da rejim muhaliflerine neler olduğu konusuyla giderek daha az ilgilenir oldu. Sonuçta dünyada herkes SSCB’yi nasıl kabul ettiyse, Putin Rusya’sını da aynı şekilde kabullenerek, Rusya gerçeklerini sindirdi.

    Ardından Avrasyacılığın bir ileri aşamasına geçildi. Suriye’ye çıkartma yapan ve ülkenin en stratejik batı yarısının hava sahası kontrolünü kendi hava kuvvetleriyle denetimine alan Rusya, doğu Akdeniz’e donanmasını demirleterek, Tartus’u bir Rus ileri karakolu haline getirdi. Rus askeri, IŞİD ve radikal İslamcı manyakların altın tepside sunduğu kaotik ve çöküşe geçmiş Suriye’yi savunma misyonu altında, Ukrayna-Gürcistan-Suriye hattından Slav steplerini Ortadoğu’ya bağladı. Soğuk Savaş’tan beri içinde olduğu gerileme psikolojisinden çıkarak, tarihinin en cüretkâr hamlesini yapmaya girişti: artık hedef Türkiye’ydi!

    Türkiye bir kilit NATO üyesiydi

    Kurumsallaşmış bir anayasal düzeni vardı. Tüm Batılı uluslararası kuruluşlara asli veya ortak üyeydi. Ama bir zaafı vardı: kendi içinde bölünme süreci 1990’larda inanılmaz ivme kazanarak toplumu kutuplaşmaya ve yabancılaşmaya götürmüştü. Ülkedeki dış politika ve savunma aidiyeti de bu kutuplaşma ve yabancılaşmadan payını alacaktı. İslamcıların demokrasi rüyası, içine düştükleri yolsuzluk ve hırsızlık çığı altında önce donacak, sonra anayasal devlet mimarisiyle beraber perişan olacaktı. AB demokratikleşmesinde tasfiye edilen habis vesayetçi güçler, bu zafiyetten yararlanarak kifayetsiz muhterisleri kendilerine bağlayacak, maddi zafiyetleri ve işledikleri suçların bedelini adalet önünde ödemekten duydukları dehşet korku nedeniyle, 10 yıllık iktidarlarında savundukları ne kadar demokratik ilke varsa, her birini yeni ortaklarının ayakları altına sereceklerdi! Böylece Ergenekon rehabilite oldu, aklandı, kılcal damarlara sirayet ederek devlette ölen tüm hücrelerini bir zincirleme reaksiyon gibi birbiri ardına yeniden aktive etti.

    Suriye’de Sünnici politikalar güden “derinlik sarhoşu” politikalar, Ortadoğu bataklığının kesif konusunda bir tür Avrasyacı silkinmeyle, İslamcı-Nasyonalist bir Batı karşıtı reflekse bürünecek, Şam’da Emevi Camii’nde namaz temalı İslami hayaller, hırslı emelleri meşrulaştırıcı Kürt karşıtlı üzerinden, “kendimizi savunuyoruz!” ve “savunma hattı kuruyoruz” gerekçeli bir Rus teslimiyetine kapı aralayacaktı. Artık ok yaydan çıkmıştı. Erdoğan ve çevresi, “memleketi PKK’ya peşkeş çeken hainler” olmaktan, bu Avrasyacı usta vesayet cambazları sayesinde “yerli ve milli” bir riyasetin yöneticileri şeklinde lanse edilerek aklanacaklardı. Diğer toplumsal güçler, “bizi bölmek ve parçalamak isteyen Batılı güçlerin” karşısında görünen bu rejime sahip çıkacak, böylece herkesin birbirine düşman olduğu bu memlekette, tüm düşman kardeşler ortak düşmanları olarak belledikleri Batı üzerinden, kendi aralarındaki mücadeleyi buza yatıracaktı.

    Rusya bu ortamda aradığından fazlasını bulmuştu! Böylece 15 Temmuz ve sonrasında giderek artan Rusya etkisi, ülkeyi pratikte NATO’dan kopartmış, geriye kala-kala salt kuru bir kâğıt üzeri üyelik kalmıştı! Tüm doğu ve güneydoğu Avrupa’yı yitirmiş olan Rusya, tüm tarihinin en büyük jeopolitik piyangosunu kazanmak üzereydi. Üstelik bunu Gürcistan, Ukrayna ve Suriye’deki gibi askeri gücünü kullanarak değil, tek kurşun sıkmadan yapıyordu. Dahası, sattığı silah sistemleri, yaptığı nükleer santral projeleri, sattığı doğal gaz vs. üzerinden üzerine para veren, istekli bir liderlik sayesinde ciddi ekonomik fayda elde ederek yapıyordu!

    Bu elim duruma karşı çıkabilecek eğitimsel donanıma sahip, yetişmiş insan gücü, TSK’nın tasfiyesi ile ortadan kalkmış olduğundan ve yazar-çizer kitle durumun vahametini anlayabilecek donanıma sahip olmadığından – bir kısmı da bu dönem aldığı rantı rizikoya atmamak için – yaşanan ihaneti izliyor, hatta bu durumu güzelleyecek yazılar yazıyordu. Bunlar olurken, Türkiye tarihinin en ciddi ekonomik yıkımına yaklaşıyor, yeni bir duyun-u umumiye saati geldiğinde Rusya-Çin ortaklığında zararın bedeli karşılanır şeklinde B planına yaklaşılıyordu. Kulislerde ülkenin kaba değeri konuşuluyor, net borcu karşıladığı görülünce – kim bilir – belki de gevrek-gevrek gülerek derin bir oh çekiliyordu.

    150 yıllık Avrasyacı Rus stratejisi seri adımlarla bunları gerçekleştirirken, o akşam Ertuğrul dizisi esnasında kafalarına pilav tencerelerini geçiren, ellerinde tencere kapağından çakma kalkanlar ve uzunca eski mutfak bıçakları olan insanlar, dizideki savaş sahnelerini bizzat ağır çekimde yaşayarak muhteşem tarihleriyle gurur duyuyor, bunu haykırarak ve garip sesler çıkartarak en “öz” biçimde ifade ediyordu! Ah bir de o iç ve dış düşmanlar onlara engel olmasalardı!"


    Kaynak: TR724

    Erkal’dan Erdoğan’a: Hırsız, halkın verdiği mazbatayı çalandır

    Erkal’dan Erdoğan’a: Hırsız, halkın verdiği mazbatayı çalandır


    Erdoğan'a hitaben, "Sen ne diyorsun be adam, kim hırsız, nerenden çıkarttın bu lâfı, senin yüksek yargıçların bile bu kadarını söylemeye yeltenmedi, sen hâlâ hırsız diyorsun. Hırsız halkın verdiği mazbatayı seçilmiş başkanın...

    Erdoğan'a hitaben, "Sen ne diyorsun be adam, kim hırsız, nerenden çıkarttın bu lâfı, senin yüksek yargıçların bile bu kadarını söylemeye yeltenmedi, sen hâlâ hırsız diyorsun. Hırsız halkın verdiği mazbatayı seçilmiş başkanın elinden çalandır” dedi.

    Usta oyuncu Genco Erkal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, YSK’nın yenileme kararı verdiği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerine ilişkin, “Herhalde bu sandığın hakkını vereceğiz. İnşallah hırsızlara bu işi bırakmayacağız” sözlerine tepki gösterdi.

    ERDOĞAN’A: SEN NE DİYORSUN BE ADAM! 

    Erkal, sosyal medya hesabı Twitter’dan paylaştığı mesajda “Hırsızlara bu işi bırakmayacağız,“ demiş. Sen ne diyorsun be adam, kim hırsız, nerenden çıkarttın bu lâfı, senin yüksek yargıçların bile bu kadarını söylemeye yeltenmedi, sen hâlâ hırsız diyorsun. Hırsız halkın verdiği mazbatayı seçilmiş başkanın elinden çalandır” dedi.

    ​Örnek davranış: Makam aracını bıraktı, belediyede iki milyon tasarruf yaptı

    ​Örnek davranış: Makam aracını bıraktı, belediyede iki milyon tasarruf yaptı


    İzmir’in CHP'li Bayraklı Belediyesi başkanı Serdar Sandal, daha önce başkan yardımcıları ve müdürlerin makam araçlarını tasarruf tedbirleri kapsamında kaldırdığını duyurmuştu. Sözcü'nün haberine göre, Bayraklı Belediye...




    İzmir’in CHP'li Bayraklı Belediyesi başkanı Serdar Sandal, daha önce başkan yardımcıları ve müdürlerin makam araçlarını tasarruf tedbirleri kapsamında kaldırdığını duyurmuştu.

    Sözcü'nün haberine göre, Bayraklı Belediye Başkanı Serdar Sandal, son olarak önceki döneme ait kiralık olan Audi A6 marka lüks makam aracını da geri verdi. 

    Sandal, belediyeye ait orta sınıf bir otomobili makam aracı olarak kullanılacak.

    Sandal’ın 1,5 ayda uyguladığı tasarruf tedbirleri belediyenin kasasında iki milyon lira bıraktı. 

    CHP'li Serdar Sandal, görevini partidaşı Hasan Karabağ’dan devralmıştı.

    Ekonomist Zelyut: TÜİK'in anketi Reis'in uykularını kaçıracak

    Ekonomist Zelyut: TÜİK'in anketi Reis'in uykularını kaçıracak


    "23 Haziran seçimlerinin sonuçlarını hepimiz çok merak ediyoruz ve burada AKP strateji olarak belirlediği bir milyondan fazla seçmeni sandığa çekebilecek mi yoksa CHP, ekonomiyi gerekçe göstererek ve mağdur olan bir adayı da öne sürerek...




    "23 Haziran seçimlerinin sonuçlarını hepimiz çok merak ediyoruz ve burada AKP strateji olarak belirlediği bir milyondan fazla seçmeni sandığa çekebilecek mi yoksa CHP, ekonomiyi gerekçe göstererek ve mağdur olan bir adayı da öne sürerek acaba 23 Haziran seçimlerinde AKP'ye tarihi bir fark atabilecek mi?

    Tüm bu soruları dolaylı olarak yanıtlayacak bir anketten bahsedeceğim. TÜİK anketi 4 bin 884 hane halkı ile yapıldı. Haliyle homurtuları adeta duyuyor gibiyim. 'TÜİK seçim anketi mi yapar, ne yapıyorsun' diye sorabilirsiniz. Hayır arkadaşlar. Adım adım bunun seçimlere dönük nasıl bağlanacağını anlatacağım. TÜİK elbette 'kime oy vereceksiniz' diye sormuyor. Ancak dolaylı yoldan, bu soruyu tüketicilere hane halkına soruyor. Tüketici eğilim anketi adında. Merkez Bankası ile TÜİK bu anketi beraber hazırlıyor.

    Şu soruları soruyor: Kişisel mali durumlar ve genel ekonomiye ilişkin mevcut durum değerlendirmeleri soruluyor. Sorulan kişilerin aynı zamanda birer seçmen olduğunu unutmayın.

    'Gelecek dönem beklentileri nedir ve yakın gelecekteki harcama ve tasarruf eğilimleriniz nedir, ne düşünüyorsunuz' diye soruyor. Bu anketin sonucu, önümüzdeki seçimde hane halkının nasıl davranacağına dair ipuçları veriyor ve Türkiye ekonomisinin nereye gideceğine dair bize çok somut veriler sunuyor.

    TÜİK'in yaptığı dev ankete olumsuz beyanatta bulunan ferdin, AKP'ye sempati duyduğunu ya da 23 Haziran'da AKP lehine oy vereceğini düşünmemiz rasyonel olmayacaktır. Sadece İstanbul baz alınmıyor tüm Türkiye var. 

    Sadece İstanbul olsa, sonuçların çok daha kötü çıkma ihtimali vardı.

    Tüketicinin yani seçmenin beklentisi direkt sandığa yansıyacaktır. Tüketici güven endeksi yüzde 55.3 oldu mayıs ayında. Geçen aya oranla yüzde 13 oranında azaldı. Hanenin maddi durum beklentisi yüzde 10.1 oranında yüzde 73.9 olmuş mayıs ayında. Genel durum ekonomisi yüzde 14.9 azalmış. İşsiz sayısı beklentisi de yüzde 11.3 oranında azalmış.

    Tasarruf etme ihtimali endeksi, mayıs ayında yüzde 20.3 oranında azalarak 20.8 değerini almış. Tüketicinin ekonomiye güven duymaması, aslında ekonomi politikası ve uygulamalarını yönetenlere güvenmemek demektir. Bu grafikte düşen güven endeksi AKP'nin düşen oyları demektir.

    31 Mart'ta AKP ne kadar oy almıştı. 4 milyon 156 bin. Bu oy yüzde 59.4'lük güven endeksine tekabül ediyor. Mayıs ayında, tarihin en düşük rakamlarından birine ulaştık. Yüzde 55.3'e ulaştık. Sıkıntı büyük. Mart ayından çok daha büyük. Önümüzdeki seçimlerde, tüketicinin sandığa bakış açısı AKP'nin lehine değil aleyhine olacak.

    Grafikte gördüğümüz 55 rakamı, mart ayında 59 rakamı ile kıyasladığımızda, AKP'nin en az 100-200 bin oy kaybedeceğini gösteriyor.




    Öztrak: Ekonomi battı, bir tek İstanbul rantının peşindeler

    Öztrak: Ekonomi battı, bir tek İstanbul rantının peşindeler


    CHP Sözcüsü Faik Öztrak partisinin genel merkezinde yaptığı açıklamada “AKP 31 Mart’ta sandık iradesine darbe yapmıştır” dedi. “YSK çalınanın oy değil mazbata olduğunu itiraf etmiştir” diyen Öztrak’ın konuşmasından...





    CHP Sözcüsü Faik Öztrak partisinin genel merkezinde yaptığı açıklamada “AKP 31 Mart’ta sandık iradesine darbe yapmıştır” dedi. “YSK çalınanın oy değil mazbata olduğunu itiraf etmiştir” diyen Öztrak’ın konuşmasından satır başları şöyle:

    ‘SARAY YAZMIŞ, BUNLARIN ELİNE VERMİŞ’ 

    AK Parti 6 Mayıs’ta iptal edilen seçimden bir gün sonra 7 Mayıs’ta bir broşür devreye soktu. Kısa kararda olmayan ifadeler bu broşürde var ve bu ifadeler gerekçeli karara eklenmiş. 250 sayfasının önemli kısmı muhalefet şerhi, 200 sayfası bir sürü tespit. 12 sayfa var. 12 sayfayı da 7 üye yazamamış. Bu minareye bir türlü kılıf bulamamış onu da Saray yazmış bunların eline vermiş onlar da imzalamışlar.

    ‘HIRSIZLIK GÖRÜNTÜLERİNİ BEKLİYORUZ’ 

    Sarayın elimizde dediği hırsızlık görüntüleri bir türlü ortaya çıkmıyor, bekliyoruz. Bunu mutlaka kamuoyuyla paylaşmanız lazım. Ramazanmış cumaymış, cami açılışıymış, iftarmış demeden hak yemeye devam ediyorlar. 25 günde milli gelirimiz tam 81 milyar dolar düşmüş. İşsizlerimizin sayısı 8.5 milyonu geçmiş. Resmi işsizlik oranımız Suriye’yle aynı seviyede. Kendilerini yakıyorlar, köprüden atlıyorlar, yaşamlarına son veriyorlar. “Varlıklı kişiler 50 kişi alsa sorun çözülür” diyorlar. Siz yaptığınız hatalarla tüketici güvenini yerlerde süründüreceksiniz, bu işletmelerde mallarını satamayacaklar. Bunu nereye kadar sürdürecekler? Sorumlu tamamen kendileri.

    ‘BİR TEK İSTANBUL RANTININ PEŞİNDELER’

    Yatırım ve üretim olan yerde istihdam olur. Bırakın istihdamı son bir yılda 811 bin kişi çalıştığı yerden ayrılmış. Sosyete damat, kayınpederden geri kalmıyor. Haziran ayında cari denge fazla verecek diyor. Övünüyor. Ekonomi daralıyor, ithalat düşüyor, cari fazla veriyorum diye övünüyorsun. Damadın bu hali mektepleri kapatsak eğitimi ne güzel idare ederiz diyen bakanın haline benziyor. Ne oldu 3600 ek gösterge? Tık yok. Emeklilikte yaşa takılanların sorunlarını düzeltecek çözümler nerede? Milletin dertlerine sırtını çevirmiş durumdalar. Bir tek İstanbul’un rantının peşindeler. İhale ve yandaş vakıflar üzerinden kurdukları düzeni devam ettirme peşindeler. (İmamların sandık görevlileri olması hakkında) İmamlar da devlet memurlarıdır. Bizim buna herhangi bir itirazımız olmaz.

    İstanbul Havalimanı'na uçaklar yine inemedi, pilotlar endişeli

    İstanbul Havalimanı'na uçaklar yine inemedi, pilotlar endişeli


    Kısa bir süre önce, ters rüzgarlar nedeniyle pistlere inemeyen, havada turlamak zorunda kalan ve Çorlu Havalimanı'na yönlendirilen uçaklardan sonra, yine benzer bir kriz yaşandı ve uçaklar pistlere inemedi. Cumhuriyet Gazetesi'nden Kayhan...




    Kısa bir süre önce, ters rüzgarlar nedeniyle pistlere inemeyen, havada turlamak zorunda kalan ve Çorlu Havalimanı'na yönlendirilen uçaklardan sonra, yine benzer bir kriz yaşandı ve uçaklar pistlere inemedi.

    Cumhuriyet Gazetesi'nden Kayhan Ayhan'ın haberine göre, İstanbul'da 24 Mayıs'ta yaşanan şiddetli fırtına nedeniyle uçaklar yine inemezken, pilotlar da kış aylarında karşılaşabilecekleri daha kötü hava şartlarının kendilerini bırakacağı zor durum nedeniyle endişelerini ifade ediyor. 

    Son krizi yorumlayan kaptan pilot Bahadır Altan, "3. Havalimanı, Atatürk Havalimanı’na göre Karadeniz’e daha yakın olduğu için rüzgâr daha fazla. Kışın yaşanacak sis ve buzlanma Atatürk’ten daha fazla olacak. Buna uygun yapılmış mı? Yerde buna uygun altyapı yatırımı var mı? Hayır. Altyapı yapılmadan seçim yatırımı için acele edildi" yorumunu yapıyor. 

    “Atatürk’te direğe çarpan uçak duymadık” diyen Altan, “Yer radarı hazır olmadığı için, yerdeki işaretler olmadığı için bu kaza da oldu. Atatürk Havalimanı o kadar sıkışık olmasına rağmen bu olaylar yaşanmazken 6 pistli bir havalimanında böyle beklemeler ve kazalar oluyorsa, daha kötü hava koşullarında, daha büyükleri olabilir. Bekliyoruz. THY de bekliyor ki pilotlara yeni eğitimler veriyor bunlarla ilgili” diye konuşuyor.

    Geçtiğimiz günlerde, Ankara seferini gerçekleştirmeye hazırlanan bir THY uçağı, kalkış sırasında direğe çarpmış ve uçuş ertelenmişti. 

    O anları ve kaza sonrasını teknoloji ve bilişim yazarı Serdar Kuzuloğlu görüntülemişti.

    Teknoloji yazarı ve gazeteci Serdar Kuzuloğlu, sosyal medya hesabından kazayı duyurdu ve, "Uçağımız push-back aracıyla parka çekiliyor. Çarptığımız direğin konumu garip ama bizim taksi güzergahımız da öyle gibi. Fena halde meraktayım. Metal direği kağıt gibi katlamış kanadımız" paylaşımında bulundu.

    THY'ye ait Sümela isimli Boeing 737 tipi uçağın kanadı taksi sırasında direğe çarptı ve 8.45 Ankara seferi iptal edildi ve yolcular uçaktan indirildi.

    İstanbul Havalimanı'nda 8.45'te Ankara seferini yapmaya hazırlanan THY'ye ait Sümela isimli Boeing 737 tipi uçağın kanadı taksi sırasında direğe çarptı. Kaza nedeniyle sefer iptal oldu.

    "Push-back" aracıyla parka çekilen uçağın kanadında hasar meydana gelirken yolcular uçaktan indirildi. Yolcuların başka uçakla Ankara'ya gönderileceği öğrenildi. Olayla ilgili inceleme sürüyor. 

    Bahçeli'yi yazan gazeteci Sabahattin Önkibar saldırıya uğradı

    Bahçeli'yi yazan gazeteci Sabahattin Önkibar saldırıya uğradı


    Geçtiğimiz günlerde Yeniçağ Gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ da saldırıya uğramış, yoğun bakımda tedaviye alınmış ve ardından taburcu edilmişti. Demirağ'a saldıran yedi kişiden altısı gözaltına alınmış, daha sonra ise...




    Geçtiğimiz günlerde Yeniçağ Gazetesi yazarı Yavuz Selim Demirağ da saldırıya uğramış, yoğun bakımda tedaviye alınmış ve ardından taburcu edilmişti. Demirağ'a saldıran yedi kişiden altısı gözaltına alınmış, daha sonra ise serbest bırakılmıştı.

    Habere göre, Önkibar Ankara Beysukent’te evinin yakınlarında saldırıya uğradı.

    Üç kişilik saldırgan grup Önkibar’ı yere yatırarak tekmeledi. Sabahattin Önkibar çevre sakinleri tarafından kurtarıldı ve hastaneye kaldırıldı.

    10 günlük iş göremez raporu alan gazeteci Sabahattin Önkibar savcılığa suç duyurusunda bulundu.

    Önkibar, bir videoda, “Bahçeli MİT ajanı mı? Kaseti mi var?” sorusunu sormuştu. Ülkücü hareketin lideri olan Alparslan Türkeş’in farklı kişilerle yaptığı görüşmelerde Bahçeli için “MİT elemanı” dediğini öne süren Önkibar, eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’le yaptığı bir görüşmede de yine aynı iddiayı duyduğunu söylüyor.

    “Ben böyle bir kaseti seyretmedim” diyen Önkibar, “Ama akıl alamayacak şekilde pek çok ciddi kesimlerden kaseti var ve kaset ile tehdit ediliyor iddiaları hep gündemde tutuluyor. Bunu da yorum olarak aktarmış olayım” ifadesini kullanıyor.



    Önkibar, Aydınlık'tan, "İstifa ediyorum çünkü" başlıklı bir yazı ile ayrılmış ve şöyle yazmıştı:

    "Niye ayrılık diye sorarsanız cevabım şudur:

    Ben Aydınlık gazetesi ile Ulusal Kanal’a emperyal bir proje olan siyasal İslamcı AKP iktidarı ve onun türevleri olan dinci cemaatlerle mücadele etmek için gelmiştim.

    Yıllarca bunu çok iyi yaptık lakin bir süredir Aydınlık gazetesi ve Ulusal Kanal’da iktidarı desteğe yorumlanacak yayınlar gözlemliyorum.

    Keza, beka ticareti yapan iktidara dolaylı destekler söz konusu.

    Dahası, 2014 seçimlerinde Aydınlık gazetesi tarafından “Aslanlı Yolun Adayı” olarak desteklenen Mansur Yavaş’ın, 31 Mart seçimlerinde manşetlerle infaz edilmesine şaşkınlığım var.

    Aynı şekilde yine 31 Mart seçiminin arefesinde AKP İstanbul Adayı Binali Yıldırım’ın, Doğu Perinçek tarafından ziyaret edilmesini hiç anlamlandıramadım."

    Demirağ ise, Türkiyem TV’de katıldığı televizyon programı sonrasında beyzbol sopalı yedi kişinin saldırısına uğramıştı.

    Program çıkışında televizyon binasından ayrılan Demirağ’a evinin önünde yedi kişilik bir grup beysbol sopalarıyla saldırıp "Meydan boş değil pez...k" diye tehdit etmişlerdi.

    Saldırı sonrasında Yavuz Selim Demirağ, Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde (GATA) tedavi altına alınırken,  Demirağ’a saldıran altı şüpheli ise gözaltına alındıktan sonra serbest bırakılmıştı. 

    Saldırı sonrası CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile İYİ Parti Meral Akşener, hastaneye giderek Demirağ'ı ziyaret etmişti. 
     

    AKP'nin muhafazakar kadınlarının desteği İmamoğlu'na mı kayıyor?

    AKP'nin muhafazakar kadınlarının desteği İmamoğlu'na mı kayıyor?


    Kendisini eleştirenlerle sohbet eden, muhaliflere de projelerini anlatan İmamoğlu'nun bu tutumu karşılık bulmuş gibi görünürken, başörtülü kadınların da İmamoğlu'na verdikleri destekte gözle görülür bir artış olduğu...





    Kendisini eleştirenlerle sohbet eden, muhaliflere de projelerini anlatan İmamoğlu'nun bu tutumu karşılık bulmuş gibi görünürken, başörtülü kadınların da İmamoğlu'na verdikleri destekte gözle görülür bir artış olduğu gözleniyor.

    Son olarak, AKP'li kocası ile tartışan başörtülü bir kadının, İmamoğlu'nu kıyasıya bir şekilde savunması ve oyunu İmamoğlu'na vereceğini söylemesinin ardından, İmamoğlu'nun sokak temasları sırasında kendisine ilgi gösteren ve desteklerini ifade eden başörtülü kadınların sayısındaki artış da dikkat çekiyor.Kadın videoda kocasına, "Onunla beraberim zaten, bunu kimse değiştiremez" derken görülüyordu.
     

    Biri Yıldırım'a, biri İmamoğlu'na oy verecek evli çiftin seçim tartışması;

    -CHP bugüne kadar ne yapmış bu ülkeye?
    +Erdoğan ne yapmış?
    -Sen git İmamoğlu'nun yanına
    +Onun yanındayım zaten, kimse değiştiremez

    "TL’nin çöküşüne hazır olun; Mayıs sonunda dananın kuyruğu kopacak"


    TR724'ten Ekonomi Yazarı Semih Ardıç'ın analizi şöyle; Başlık kimilerine mübalağalı kimilerine vasat gelebilir. Bazıları için vaka-i rapordan öte bir manası da olmayabilir. Türk Lirası’nın (TL) elem veren halini anlatırken...





    TR724'ten Ekonomi Yazarı Semih Ardıç'ın analizi şöyle;

    Başlık kimilerine mübalağalı kimilerine vasat gelebilir. Bazıları için vaka-i rapordan öte bir manası da olmayabilir.

    Türk Lirası’nın (TL) elem veren halini anlatırken kullandığım bu cümleyi mübalağalı bulanlar hâlâ işlerin düzeleceği hissiyatına sahip olmalı.

    TUZU KURU, SIRTI PEK!

    Diğer bir ihtimal de şu: Mum gibi eriyen bir para birimine rağmen hiç keyifleri kaçmadığına göre “tuzu kuru” diye tasnif edilenler arasında yaşıyorlar.

    O meşhur deyişi biraz tadil ederek söylemek icap ederse tuzu kuru, sırtı pek!

    Saray’ın ihya ettiği bir avuç mutlu azınlık!

    Onlar için enflasyon 1’de olsa aynı 100’de olsa aynı. 82 milyonun vergilerini babalarından miras mal gibi semirmekten başka bir marifetleri yok.

    250 gram ekmeğin İstanbul’da kaç liradan satıldığın sorsanız iki saat düşünecekler.

    İş takipçiliği ile sıradaki ihaleyi nasıl kapacaklarının pazarlığından arta kalan vakitlerde milyon dolarlık lüks jiplerinden Instagram yayını paylaşıyorlar.

    KRİZ Mİ VAR?

    Dolayısıyla mevzu Cumhuriyet tarihinin en ağır krizi ve o krizin sebebiyet verdiği iflaslara, acılara ve çaresizliklere geldiğinde “Kriz mi var?!” diyecek kadar işi pişkinliğe vurabilenler “TL’nin çöküşüne hazır olun!” başlığının muhatabı değil.

    Türkiye’yi idare edenlerin ne düşündüğünün artık hükmü kalmadı. Zira Türkiye’nin maruz kaldığı malî ve iktisadi iflas Türkiye’ye borç veren yabancı bankaları da kara kara düşündürüyor.

    Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) lideri Recep Tayyip Erdoğan’ın tek adamlık rejimini inşâ ederken Anadolu insanına çıkardığı maliyete seyirci kalan para baronları şimdi alevlerin kendi mahallelerine ulaşması karşısında şaşkın.

    “ERDOĞAN BİZİ DE YAKACAK!”

    Tarihin en vahim hak ihlalleri karşısında “AKP-cemaat kavgası” ezberini kendilerine rapor diye takdim edenlere inanma kolaycılığını seçenler hâlihazırda, “Eyvah, Erdoğan bizi de yakacak.” demeye başladı.ABD’nin Rus S-400 hava savunma sistemini almaktan vazgeçmemesi halinde Ankara’ya karşı malî ve askerî müeyyide kararı alacağı endişesiyle Türkiye’nin risk primi (CDS) 520’nin üzerine çıktı.Batıdaki demokrasi havarileri, şahsi ikbali uğruna Erdoğan’ın Türkiye’nin bütün birikimini tarumar etmesine seyirci kalarak büyük bir hata yaptı.

    Zira onlar iyilerin hiç kaybetmeyeceğini, kaybedileceği hakikatini görmek istemedi. İyileri kaybettiler ve meydan kötülüğün iktidarına kaldı.

    Vaktinde “Erdoğan’ın reformist tarafına destek” diye saçtıkları paraların yekûnu 450 milyar doları buldu. Şimdi o paraları yangından kurtarmanın yollarını arıyorlar.

    SERMAYE KONTROLLERİ İÇİN PROVA

    15 Temmuz 2016 tarihli darbe tiyatrosundan bu yana paraların bir kısmı yandı. Borsa’da kaybettiklerini mazide kazandıklarına sayıp sineye çektiler.

    Mamafih yabancıların bankalardaki döviz hesaplarından yana içleri hiç rahat değil.

    Her biri Erdoğan’ın döviz satışında yüzde 0,1 vergi ve 100 bin dolar için ertesi gün şartı derken sermaye kontrollerinin provasını yaptığını anlayacak kadar tecrübeliler.

    Yine bono-tahvil diye aldıkları kâğıtları satıp dövize çevirirken yeni yasaklarla karşılaşıp karşılaşmayacaklarını bilmemek uykularını kaçırıyor.

    DÜNYANIN ERDOĞAN KRİZİ

    Düne kadar bizim bir Erdoğan krizimiz vardı. Artık bütün dünyanın, hassaten para baronlarının bir Erdoğan krizi var.

    Amerikan Wall Street Journal (WSJ) gazetesi 24 Mayıs’ta yayımladığı başyazıda benim başlığa çektiğim ifadeye yer verdi.

    WSJ sadece iş âleminin yahut bankacıların takip ettiği bir gazete değildir. Diplomasi çevreleri de ilk iş olarak WSJ’ye bakar.

    İşte o gazete liranın çöküşüne mani olmak için Erdoğan’ın elinde seçeneklerin tükendiği yazdı.

    Makalede, “Türkiye bugünlerde İran’ın ekonomik yaptırımlardan kaçınmasını sağlamaya yardım ederek ve Rusya’yla olan askeri entegrasyonu pekiştirerek NATO müttefikinden çok bir düşman gibi davranıyor.” ifadelerinin altını çizdim.

    Erdoğan’ın okyanus ötesinde biletinin kesildiğini ele veren satırlar bunlar.

    HALKBANK’TA YARIM KALAN DOSYA DA MASADA

    WSJ, Erdoğan’ın Rus yapımı S-400 hava savunma sistemi satın almasının Amerikan Kongresi’nin müeyyide kararı ile karşı karşıya kalabileceğine işaret etti.

    Türkiye’nin ikinci büyük kamu bankası olan Halkbank’ın ise İran müeyyidelerini ihlal ettiği gerekçesiyle Amerikan Hazine Bakanlığı tarafından milyarlarca dolarlık para cezasına çarptırılabileceği de belirtildi.

    Buradan da anlaşılıyor ki Halkbank davasında yarım kalan dosya Türkiye’ye S-400’ü almaktan vazgeçmesi için verilen iki haftalık mühletten sonra masaya getirilecek.

    HERKES BİR KARAR VERECEK

    WSJ, bazı tavsiyelerde bulunsa da Erdoğan’ın bunları kale almayacağının altını çizdi ve ilave etti: “Erdoğan, lira meselesinde kendisinin nasıl bir rol oynadığını anladığına dair hiçbir sinyal vermiyor. Bu durumda yatırımcılar ve dünyanın dört bir yanındaki maliye bakanlıkları, liranın çökmesi ihtimaline karşı hazırlıklı olmalı.”

    Beyaz Saray iki haftalık kum saatini ters çevireli bir hafta geride kalmak üzere. Herkes bir karar verecek

    Beyaz Saray da Kremlin Sarayı da bin küsur odalı Saray da son sözlerini söyleyecek. Tarih yine hükmünü verecek.

    Zaman hızlandı.

    Dünyanın dört bir yanındaki maliye bakanları merkez üssü Erdoğan’ın bin küsur odalı Sarayının temsil ettiği tek adam rejimi olan büyük depremin artçı şoklarına ve tsunami ihtimaline karşı hazırlık yapıyor.

    Bizim tuzu kurular selfie çekmeye devam etsin.

    Doktorlar mesleğini yaparak askerlik görevini tamamlayabilecek

    Doktorlar mesleğini yaparak askerlik görevini tamamlayabilecek


    Koca, “Belirlenen yerlerde devlet hizmeti yükümlülüğünü tamamlayan hekimler, asteğmen rütbesiyle terhis edilerek askerliklerini tamamlamış sayılacak” dedi. TBMM Milli Savunma Komisyonundan geçen kanun teklifiyle hekimlerin, devlet...





    Koca, “Belirlenen yerlerde devlet hizmeti yükümlülüğünü tamamlayan hekimler, asteğmen rütbesiyle terhis edilerek askerliklerini tamamlamış sayılacak” dedi.

    TBMM Milli Savunma Komisyonundan geçen kanun teklifiyle hekimlerin, devlet hizmeti yükümlülüğünü iki bakanlığın ortak belirlediği yerlerde yapmaları halinde askerlik görevini yerine getirmiş sayılacaklarını ifade eden Koca, “Kanun teklifinin yasalaşması ile hekimler için yeni bir dönem başlamış olacak.”dedi.

    Koca, hekimlerin yeni askerlik sisteminden nasıl yararlanacaklarına ilişkin, şu bilgileri verdi:

    -Milli Savunma Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığının müştereken belirlediği yerlerde devlet hizmeti yükümlülüğünü yapmak isteyen hekimler öncelikle yedek subay aday adayı olarak temel eğitim alacak.Reklam-Temel eğitim sonrası hekimler görevlerini yapmak üzere Sağlık Bakanlığı emrine verilecek. Görev yerlerinde devlet hizmeti yükümlülüğünü tamamlayan hekimler, asteğmen rütbesi ile terhis edilerek askerlik görevlerini de tamamlamış sayılacak.

    -Milli Savunma ve Sağlık Bakanlıkları, kanuna tabi olarak çalışmaya uygun yerleri her celp ve atama döneminde ortak olarak tespit edecek. Uygulamanın usul ve esaslarının belirlenmesi için her iki Bakanlığa ortak mevzuat hazırlama yetkisi de veriliyor.

    Türkiye’nin desteklemediği Turgay Demirel yeniden FIBA başkanı

    Türkiye’nin desteklemediği Turgay Demirel yeniden FIBA başkanı


    Turgay Demirel, Uluslararası Basketbol Federasyonları Birliği (FIBA) Avrupa’daki başkanlık görevini 4 yıl daha sürdürecek. Almanya’nın Münih kentinde iki gündür devam eden FIBA Genel Kurulu’nda başkanlık seçimleri yapıldı. FIBA...





    Turgay Demirel, Uluslararası Basketbol Federasyonları Birliği (FIBA) Avrupa’daki başkanlık görevini 4 yıl daha sürdürecek. Almanya’nın Münih kentinde iki gündür devam eden FIBA Genel Kurulu’nda başkanlık seçimleri yapıldı. FIBA Avrupa’da 2014 yılından bu yana başkanlık görevini sürdüren Turgay Demirel, ikinci kez adaylığını koyduğu seçimi de kazanmayı başardı.

    Belçikalı Cyriel Coomans ve Sırp Dejan Tomasevic’i geride bırakarak 50 üyeden 27’sinin oylarını alan Demirel, FIBA Avrupa’da 2023 yılına kadar başkan olmaya devam edecek.

    TÜRKİYE DESTEKLEMEDİ

    Türkiye Basketbol Federasyonu(TBF), yapılacak olan Uluslararası Basketbol Federasyonu (FIBA) Avrupa Başkanlık Seçiminde mevcut başkan Turgay Demirel’i değil, Sırp temsilci Dejan Tomasevic’i destekledi.

    HİDAYET TÜRKOĞLU: BİZİMLE TEMASA GEÇMEDİ

    TBF başkanı Hidayet Türkoğlu’nun ekibi “Bu seçim sürecinde Turgay Demirel, Türkiye Basketbol Federasyonu ile en ufak bir temasa geçmedi. Ne başkan düzeyinde, ne de başka bir şekilde iletişimde bulunmadı.

    Ama diğer iki aday, Türkiye Basketbol Federasyonu ile sürekli iletişim halindeydi. Her türlü planlarını ve projelerini bize aktardılar. Gerek Avrupa, gerekse Türkiye adına ne gibi güzel çalışmalar yapacaklarını ortaya koydular” ifadelerini kullanmıştı.

    Prof. Oran: Türkiye’de insanlar söylediklerinden değil, artık düşündüklerinden ceza alıyor

    Prof. Oran: Türkiye’de insanlar söylediklerinden değil, artık düşündüklerinden ceza alıyor


    Ahval News’te Yavuz Baydar’a konuşan Oran, anayasanın vatandaşlara tanıdığı temel hak ve özgürlüklerin askıya alındığını belirterek, “İfade özgürlüğünü geçtim, düşünce özgürlüğü kalmadı. Türkiye’de insanlar...





    Ahval News’te Yavuz Baydar’a konuşan Oran, anayasanın vatandaşlara tanıdığı temel hak ve özgürlüklerin askıya alındığını belirterek, “İfade özgürlüğünü geçtim, düşünce özgürlüğü kalmadı. Türkiye’de insanlar artık söylediklerinden değil düşündükleri için cezalandırılıyorlar. 19. yüzyılda yasaklanan niyet okuma olayı 21. yüzyılın Türkiye’sinde başımıza bela oldu. Böyle bir devlet psikolojik olarak nasıl idare edilebilir?” dedi.

    HUKUK KALMAYINCA EKONOMİ BAŞ AŞAĞI PİKE YAPMAYA BAŞLADI

    Türkiye’nin geldiği nokta, halkın hukuka, devletin bağımsız ve tarafsız kurumlarına güvenmediğini ve cumhurbaşkanın meşruiyetini sorgulamaya başladığını belirten Prof. Oran, “Bugün, toplantı ve yürüyüş hakkını kullandırmıyorlar, 15 kişi bir araya gelip basın açıklaması yapamıyor. Kimse hakkını arayamıyor. Bu devlet siyasi ve ekonomik bakımdan bu böyle götürülemez” ifadelerini kullandı.

    TRT, Bankacılık Denetleme Kurulu, TMSF, Serbest Piyasa Kurumu gibi anayasal olarak özerk olması gereken kuruluşların suistimal edildiğini bu kurumların özerkliğinin kalmadığını savunan Oran,  “Ülkede hukuk kalmayınca ekonomi baş aşağı pike yapmaya başladı. Ne yerli, ne de yabancı yatırımcı ertesi günü göremediği için yatırım yapmıyor. Merkez Bankası’nın yedek akçeleri kullanılması gündemde, ülke ekonomik olarak felakete sürükleniyor” diye konuştu.

    İŞ KONTROLDEN ÇIKMIŞ VAZİYETTE

    Yargının ciddi biçimde silkinmek zorunda olduğuna dikkat çeken Prof. Oran şunları söyledi:

    “Çocuklara sübyancılık yapan adamlara iyi hal uygulandığı bir ülkede kendini sürekli taciz eden ve tecavüz eden adamı öldüren kadına müebbet hapis verildi. Yargı savaş halk sağlığı sorunudur diyen, barış isteyen akademisyenleri mahkûm ediyor. Çocuklar ölmesin diyen öğretmeni cezalandırıyor. İş kontrolden çıkmış vaziyette. Bir yargı organı olan Yüksek Seçim Kurulu iktidarın istediği doğrultuda bir karar veriyor sonra o kararla ilgisi olmayan bir takım gerekçeler sıralıyor. Eğer YSK yargı organıysa biz bitmişiz.

    ‘Titanik sendromu yaşanıyor: Gemi su almaya başladı’

    ‘Titanik sendromu yaşanıyor: Gemi su almaya başladı’


    "Alt güvertede bulunan yoksullar, emekçiler, memurlar, işçiler krizin yükünü taşıyamamaya başladı. Üst güvertedekiler ise geminin su aldığını görmelerine rağmen üst güvertelerde olmanın kibrine kapılıp lüks, şatafat ve israfa...



    "Alt güvertede bulunan yoksullar, emekçiler, memurlar, işçiler krizin yükünü taşıyamamaya başladı. Üst güvertedekiler ise geminin su aldığını görmelerine rağmen üst güvertelerde olmanın kibrine kapılıp lüks, şatafat ve israfa devam ediyor. "

    TBMM’ye gelen köprü cezalarına af, bir kasabanın isminin değiştirilmesi, hurda teşviki gibi düzenlemeler içeren torba yasa teklifine muhalefet partileri şerh düştü.

    CHP, “Türkiye gemisi nerede ise batırılmaya çalışılmakta” derken HDP’den de AKP’nin tutumu ve ekonomik kriz için “Titanik sendromu yaşanıyor”yorumu geldi. İyi Parti’den de yasama kalitesini düşüren torba yasaya tepki gösterdi.

    ‘TÜRKİYE GEMİSİ BATIRILMAYA ÇALIŞILMAKTADIR’ 

    Duvar’dan Nergis Demirkaya’nın haberine göre Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülerek oy çokluğuyla kabul edilen teklifle ilgili CHP şerhinde, siyasetçilerin çok sık kullandıkları “Hepimiz aynı gemideyiz” ifadesi hatırlatıldı; “Doğrudur herkes aynı gemidedir ama bazıları mürettebat bazıları yolcudur. Siyasetçiler, mürettebatın en yetkili ve sorumlu kesimini oluştururlar. Yolcuların güvenliği ve memnuniyetinden sorumludurlar. Kaptan ve mürettebatın gemiyi yüzdürmesi, rotasına oturtması ve hızlandırması beklenen, makul tavırdır. Teşbihte hata olmaz denir; Türkiye gemisi nerede ise batırılmaya çalışılmaktadır” dendi.

    ‘KRİZLE DEĞİL İSTANBUL SEÇİMİ İLE İLGİLİDİR’

    Cumhuriyet tarihinin en derin kriz döneminde Meclis’e bir kasabanın adının değiştirilmesi, bir döner sermaye işletmesine kurumlar vergisi muafiyeti tanınması, TRT disiplin mevzuatı gibi acil ve krizin çözümü ile bağlantılı olmayan konular getirilmesi eleştirildi, “Gündemle ilgili tek konu İstanbul’da köprü geçiş cezalarının affına yönelik maddedir. Gündemle ilgili bu madde de krizle değil İstanbul seçimiyle ilgilidir” denildi.

    ‘İKTİDARIN ACZİNİN GÖSTERGESİDİR’

    Teklifle belirlenen zaman aralığında araç sınıfları itibarıyla geçmesi yasak olmasına rağmen 15 Temmuz Şehitler Köprüsü’nden geçen kişilere verilen cezalarının tahsilatından varsa yapılmış itirazlardan ve açılmış davalardan feragat edilmesi kaydıyla vazgeçilmesinin sağlanması yönünde düzenleme getiriyor. Komisyon görüşmeleri sırasındaki açıklamalara göre 275 bin tutanağa ait 310 milyon TL ceza tutarı affı söz konusu. Şerhte bu düzenleme için, “Uygunsuz seçim yatırımı olarak da niteleyeceğimiz söz konusu düzenlemeye İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin hukuksuz bir şekilde iptal edilmesinden sonra ihtiyaç duyulması iktidarın acziyetinin bir göstergesidir” denildi.

    ‘TİTANİK SENDROMU YAŞANIYOR: GEMİ SU ALMAYA BAŞLADI’

    HDP şerhinde de ekonomideki olumsuz tabloyla ilgili geniş bir değerlendirme yapıldıktan sonra “gemi su almaya başladı” denildikten sonra şu değerlendirme yapıldı:

    “Alt güvertede bulunan yoksullar, emekçiler, KOBİ’ler, memurlar, işçiler, borçlular krizin yükünü taşıyamamaya başladı. Üst güvertedekiler ise geminin su aldığını görmelerine rağmen üst güvertelerde olmanın kibrine kapılıp lüks, şatafat ve israfa devam ediyor. Esasında ünlü Titanik filminin son kısımlarında yaşanan ve daha sonra siyaset bilimciler tarafından Titanik Sendromu diye adlandırılan -yani, gemi batarken yoksulların batan gemiden olumsuzlukları pay etmesine, yukarıdakilerin ise kibirleri ile gemi batmıyormuş gibi lükslerine devam ettiğine işaret eden- sendrom, AKP eliti ve bugünkü ekonomik krizin benzetmesi olarak geçerliliğine devam etmektedir.”

    AKP, bunuda yaptı: İstanbul’da bir mahalleyi terörist ilan etti

    AKP, bunuda yaptı: İstanbul’da bir mahalleyi terörist ilan etti


    İlçe Seçim Kurulu’na sunulan dilekçede seçim merkezinin taşınması talebine gerekçe olarak Gülsuyu Mahallesi için “terör örgütü sempatizanlarının yuvasıdır” denildi. AKP, 31 Mart 2019 Yerel Seçimleriyle birlikte Maltepe İlçe...



    İlçe Seçim Kurulu’na sunulan dilekçede seçim merkezinin taşınması talebine gerekçe olarak Gülsuyu Mahallesi için “terör örgütü sempatizanlarının yuvasıdır” denildi.

    AKP, 31 Mart 2019 Yerel Seçimleriyle birlikte Maltepe İlçe Seçim Kurulu tarafından oyların toplandığı, birleştirme tutanaklarının hazırlandığı seçim merkezi olarak ilan edilen Prof. Dr.Türkan Saylan Merkezi’nin değiştirilmesini istedi. AKP Maltepe İlçe Başkanlığı’nın seçim merkezinin Müzahir Sille Kapalı Spor Salonu veya Erol Olçok SGK Merkez Salonu’na taşınmasını talep ettiği dilekçesinde 15 bin nüfuslu Gülsuyu Mahallesi için skandal ifadeler kullandı. Mahalle halkının ‘terörist’ ilan edildiği ifadelere halk büyük tepki gösterdi.

    AKP kendisine yeni hedef olarak İstanbul’da bir mahalleyi seçti. Prof. Dr. Türkan Saylan Kültür Merkezi’nin sınırları içerinde olan Gülsuyu Mahallesi’ni hedef alan AKP, 15 bin nüfuslu mahalleyi “terörist” ilan etti.

    Dilekçede yer alan “Seçim merkezi olarak belirlenmiş olan Türkan Saylan Kültür Merkezi, konum olarak terör örgütü sempatizanlarının konuşlandığı, normal bir vatandaşın dahi özgür bir şekilde sınırlarına giremediği Gülsuyu Mahalle sınırlarına çok yakındır. Seçim Merkezinin burası olması halinde ve yapılacak yerel seçimlerin yerel seçim olması da göz önünde bulundurulduğunda hem sandık güvenliğinin hem de seçimde görev yapacak şahısların güvenliğinin sağlanamayacağı hususu yadsınamaz bir gerçektir” ifadelerine mahalle halkı büyük tepki gösterdi.

    Dilekçeyi değerlendiren İlçe Seçim Kurulu ise seçim merkezinin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne(İBB) ait Müzahir Sille Kapalı Spor Salonu’na taşınmasına karar verdi.

    31 Mart yerel seçimlerinin üzerinden 17 gün geçtikten sonra Maltepe’de ki sayım sonuçlandığı için İstanbul genelinde ki seçim sonuçlarıda bir türlü netleşmemişti. AKP’nin itirazı üzerine oyların tamamının sayılması kararı alınan Maltepe’de ki sürecin uzaması, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) İstanbul’un geneli konusunda ki kararını da geciktirdi.

    Oy sayımının çok uzun sürdüğü Maltepe’de, sayım esnasında üzücü olaylar yaşandı. AKP Maltepe İlçe Başkanı Mehmet Erikçi ile MHP Maltepe İlçe Başkanı Mesut Kamburoğlu seçim hakimini ve sayım yapan memurları tehdit etti. Partililerin sayım yapılan salonu basarak masaları dağıtmaları ve  memurları darp edip, oy sayımını durdurmaları tepki çekti.

    Öğrencilere şiddet uygulayan dayakçı okul müdürü fena yakalandı

    Öğrencilere şiddet uygulayan dayakçı okul müdürü fena yakalandı


    Çankırı’nın Yapraklı ilçesinde bir okul müdürü 19 Mayıs törenleri sırasında birbirleriyle şakalaşan öğrencileri arkadaşlarının önünde dövdü. Öğrencileri kürsüye çıkararak tokatlayan okul müdürü, bir öğrenciyi de...



    Çankırı’nın Yapraklı ilçesinde bir okul müdürü 19 Mayıs törenleri sırasında birbirleriyle şakalaşan öğrencileri arkadaşlarının önünde dövdü.

    Öğrencileri kürsüye çıkararak tokatlayan okul müdürü, bir öğrenciyi de kulaklarında tutarak havaya kaldırdı. Dayak anında çekilen skandal görüntüler sosyal medyada büyük tepki topladı.


     

    Öğrencilere şiddet uygulayan dayakçı okul müdürü fena yakalandıhttps://t.co/dvL6xAH4aq pic.twitter.com/opYICiGiHy

    — BOLD (@BOLDmedya) 25 Mayıs 2019
     
    İstanbul seçimlerinin iptalini isteyen YSK üyesinin eşi AKP’li çıktı!

    İstanbul seçimlerinin iptalini isteyen YSK üyesinin eşi AKP’li çıktı!


    YSK’da görevli 11 üyeden 7’si AKP’nin talebi doğrultusunda seçimlerin yenilenmesine karar verdi. 31 Mart’taki İstanbul seçimlerinin iptali ve yenilenmesi noktasında oy kullanan YSK Üyesi İlhan Hanağası’nın eşi Avukat Nur...



    YSK’da görevli 11 üyeden 7’si AKP’nin talebi doğrultusunda seçimlerin yenilenmesine karar verdi. 31 Mart’taki İstanbul seçimlerinin iptali ve yenilenmesi noktasında oy kullanan YSK Üyesi İlhan Hanağası’nın eşi Avukat Nur Hanağası’nın AKP’den milletvekili aday adayı olduğu ortaya çıktı.


    Danıştay ve Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Üyesi İlhan Hanağası

    Konya Barosu Avukatlarından Nur Hanağası, 2015 Genel Seçimlerinde Konya’da AKP’den milletvekili aday adaylığı başvurusu yapmış.

    Artı Gerçek’in haberine göre Yüksek Seçim Kurulu’nun İstanbul seçimlerinin iptal edilmesine ilişkin kararı tartışılıyor. Karar, Kurul’un 4 üyesinin itirazına karşı 7 üyenin oyuyla alınmıştı. Seçimlerin iptaline ilişkin karar veren üyelerinin konumları da dikkatleri çekiyor.

    Seçimlerin iptal edilmesine yönelik karar veren 7 üyeden biri de İlhan Hanağası. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü’nden 1986 yılında mezun olan Hanağası, Planlama Uzman Yardımcılığından sonra Danıştay Tetkik Hâkimliği, Malatya İdare Mahkemesi Üyeliği, İstanbul ve Konya Vergi Mahkemesi Üyeliği, Bolu Vergi Mahkemesi Başkanlığı, Konya Bölge İdaresi Mahkemesi Üyeliği, Konya İdare Mahkemesi Başkanlığı, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Üyeliği görevlerinde bulundu. 24 Şubat 2011’de Danıştay Üyeliğine seçildi.

    Hanağası 2013 yılından bu yana da Yüksek Seçim Kurulu üyeliği yapıyor. Hanağası’nın eşi Nur Hanağası ise Konya Barosu’na bağlı bir avukat. Konya’da aktif avukatlık yapan Hanağası’nın AKP ile yakın ilişkileri bulunuyor.

    Nur Hanağası, 2015 yılındaki milletvekili Genel Seçimlerinde AKP’den Konya Milletvekili Aday Adaylığı başvurusunda bulundu. Ancak aday olamadı.

    İmamoğlu’ndan “Hırsızlara bırakmayacağız” sözüne ibretlik cevap

    İmamoğlu’ndan “Hırsızlara bırakmayacağız” sözüne ibretlik cevap


    İmamoğlu, “Allah’ın evinin önünde, Diyanet İşleri Başkanı’nın yanında  ‘hırsızlar’ diyorlar. Kim hırsız? Gerekçenin neresinde ‘çaldı’ var? Kötü söz sahibine aittir.  Sizi Allah ıslah etsin.” dedi. Ekrem...



    İmamoğlu, “Allah’ın evinin önünde, Diyanet İşleri Başkanı’nın yanında  ‘hırsızlar’ diyorlar. Kim hırsız? Gerekçenin neresinde ‘çaldı’ var? Kötü söz sahibine aittir.  Sizi Allah ıslah etsin.” dedi.

    Ekrem İmamoğlu, Erdoğan’ın dün cuma saatlerinde İstanbul Alibeyköy’deki Hacı Osman Torun Camii’nin açılışında yaptığı açıklamaya gece TV5’te katıldığı programda cevap verdi. Erdoğan’ın “Bu işi hırsızlara bırakmayacağız” sözünü gösteren görüntüler stüdyo ekranına yansıtıldığında araya giren İmamoğlu, “Mümkünse ben cevap verirken bu an görüntüde dursun.” dedi.

    Ardından Erdoğan’ın bir cami önünde ve Diyanet İşleri Başkanı’nın yanında konuştuğunu hatırlatan İmamoğlu şu değerlendirmeyi yaptı:

    ‘Yerinde olsam döner camiye girerim’

    “Burası bir caminin önü, solunda duran da bu ülkenin bütün ibadet alanlarının başında bulunan Diyanet İşleri Başkanı. Ben Diyanet İşleri Başkanı’nın yerinde olsam ‘Hırsızlara bırakmayacağız’ lafından sonra oradan geri döner içeri girerim.

    Kim hırsız, kim? Yani, bensem bir şey söyleyeyim. Bu ülkenin 83 milyon insanı demokrasi mağdurudur. Bu şehrin de 16 milyon insanı İstanbul adına mağdurdur. Hırsız kim Allah aşkıra, soruyorum? Ben hayatım boyunca böyle bir şey bilmem etmem. Anamdan, babamdan, ailemden aldığım terbiye, iş hayatım, siyasi hayatım, bilmem, anlamam.

    ‘Hırsızlar hakkında soruşturma yapılır’

    Benim bildiğim hırsızlar tutuklanır. Hırsızlar hakkında soruşturma yapılır. Hırsız derken kim? Allah aşkına bu memleketi kutuplaştırarak, insanları bölme çabası ile iktidar olma dönemi bitmiştir. Bu millet sevgiye ve saygıya damarlarını açacak.

    Yahu Sayın Diyanet İşleri Başkanı, diyeceksiniz ki ‘Söyleyene!’. Yok ben ona bakıyorum, benim inancımı temsil ediyor çünkü. Hem de Allah’ın evinin önünde ‘hırsızlar’ diyorlar. Kime diyorsunuz?

    Milyonlara söylüyorum, kötü söz sahibine aittir, kim söylüyorsa ona aittir. 250 sayfalık gerekçe, neresinde ‘hırsız’ var, neresinde ‘çaldı’ var. Zaten bomboş ama neresinde var? Sizi Allah’a havale ediyorum. Sizi Allah ıslah etsin.”


     

    Saadet Partisi'nden Albayrak'lı ekonomi videosu!

    Saadet Partisi'nden Albayrak'lı ekonomi videosu!


    Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, sosyal medya hesabından yine çok konuşulacak bir video paylaştı.AKP iktidarı döneminde yaşanan ekonomik buhranın sorumlusunun Erdoğan olduğunu anlatılan videoda, Cumhurbaşkanı Erdoğan...


    Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, sosyal medya hesabından yine çok konuşulacak bir video paylaştı.AKP iktidarı döneminde yaşanan ekonomik buhranın sorumlusunun Erdoğan olduğunu anlatılan videoda, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Maliye Bakanı Berat Albayrak'ın  ekonomideki kötü gidişin ve doların yükselmesi hakkında konuşmalarından kesitler var.



    Videonun sonunda ise Saadet Partisi Genel Başkanı Karamollaoğlu, "ekonomi nasıl düzelir?" sorusunu yanıtlanıyor. Karamollaoğlu'nun "düzelir mi?" sorusuna verdiği yanıt ise şöyle:"16,5 yılda geldiğimiz bu ekonomik buhranın esas müsebbibini Sayın Cumhurbaşkanı itiraf etti.Benim dedi. Bazen soruyorlar, düzelir mi, düzelir. Bugüne kadar izlenen tüm politikalar düzelirse." 

    Urfa TEM'de yaşadığı elektrikli işkenceyi anlattı

    Urfa TEM'de yaşadığı elektrikli işkenceyi anlattı


    İşkencenin daha evlerinde başladığını söyleyen Yıldırım kardeşler, götürüldükleri emniyette ise cinsel organlarına elektrik verilmesine varan işkencelere maruz kaldı.  Halfeti ilçesine bağlı Dergili (Dêrto) Mahallesi’nde 18...



    İşkencenin daha evlerinde başladığını söyleyen Yıldırım kardeşler, götürüldükleri emniyette ise cinsel organlarına elektrik verilmesine varan işkencelere maruz kaldı. 

    Halfeti ilçesine bağlı Dergili (Dêrto) Mahallesi’nde 18 Mayıs günü yaşanan çatışmanın ardından Halfeti ve Bozova ilçelerinde gözatına alınan 47 kişiden bugüne kadar 19’u serbest bırakılırken, diğerleri hala gözaltında. Gözaltına alınanlara yapılan işkenceler, mağdurların anlatımları ile ortaya dökülmeye devam ediyor. 

    Gözaltına alınıp, serbest bırakıldıktan sonra maruz kaldıkları işkence ve kötü muameleyi anlatanlara Bozova'nın Koçhisar (Qoser) Mahallesi’ndeki gözaltına alınan Ahmet ve Müslüm Yıldırım kardeşler de eklendi.

    İfade işlemlerinin tamamlanması sonrası dün serbest bırakılan Yıldırım kardeşler, Yaylak Jandarma Karakolu bahçesinde elleri arkadan kelepçeli halde yüzüstü yere yatırılmış vaziyette fotoğrafları yansıyan kişiler arasındaydı.

    Yıldırım kardeşler, evlerinde başlayıp Jandarma Karakolu ve TEM Şube’de devam eden maruz kaldıkları kötü muamele ve işkenceyi Mezopotamya Ajansı'na (MA) anlattı.

    Kafasında kırık, vücudunun farklı yerlerinde ise darp izleri bulunan Ahmet Yıldırım’ın görüntüsü yapılan işkencelerden dolayı oldukça bitkin ve halsiz. 

    Nasıl gözaltına alındığını anlatan Yıldırım, evinde günlük yaşamına devam ettiği sırada evinin avlusunda özel harekat timlerinin olduğunu fark etmesi üzerine camdan kendilerine baktığını belirtti.

    O anda içlerinden bir tanesinin küfür ederek ‘perdeni kapat bize bakma’ dediğini kaydeden Yıldırım, sonrasında ise kapısının çalındığını, kapıyı açmasıyla birlikte ise kendisine vurulmaya başlandığını anlattı.

    Kendisinden nüfus cüzdanını isteyen polislerin, daha sonrasında kardeşi Emin Yıldırım’ın evine gittiğini söyleyen Yıldırım, orada bulunan yeğeni Uğur Yıldırım'ın ters kelepçelendikten sonra dövülmeye başlandığını anlattı.

    Gözaltına alınmaları sonrası ise ilk önce Yaylak Jandarma Karakolu’na götürüldüler. Burada gözaltına alınmış diğer bazı kişilerle birlikte elleri kelepçeli, yüzü koyun yere yatırılmış halde fotoğrafları yansıyan Yıldırım kardeşler daha sonra Urfa TEM Şube’ye götürüldü.

    Yıldırım, kendilerine burada yaşatılanları şu sözlerle dile getirdi:

    “TEM'de bize elektrik verdiler. Beni gelip nezarethaneden alırken, kafama siyah bir torba geçirdiler. Sonra beni dövmeye başladılar. Hiçbir şey göremiyordum. Kaç kişi vuruyordu belli değildi. Elbiselerimi çıkarıp çıplak hale getirdiler. Bana vurup yere yatırdılar. Elimi, ayağımı bağladılar. Beni sırt üstü yatırıp cinsel organıma elektriğe verdiler. Kafamı kırdılar. Kafamdaki yara izi hala var. Bir de benim yanımda Ömer Gül vardı, ona da çok işkence yapıyorlardı.”

    Yıldırım, sağlık kontrolü için götürüldükleri hastanedeki doktorların işkence gördükleri her hallerinden belli olmasına rağmen hiçbir müdahalede bulunmadığını da ifade etti. Yıldırım, “Ağzımız burnumuz kan içindeydi ama doktorlar bunu gördükleri halde bize müdahale etmiyorlardı” diye belirtti.

    Sağ kulak arkasında yırtığa bağlı 6 dikiş ve sağ bacağında morluk olan Müslüm Yıldırım ise, gözaltında yaşadıklarını korkulu gözlerle anlattı. Yıldırım, işkence ve kötü muamelenin daha evde gözaltına alınırken başladığını dile getirdi. Çocuklarının gözü önünde darp edildiğini söyleyen Yıldırım, yerde yüzüstü yatırılmış halde bekletildikleri Yaylak Karakolu’nda da özel harekat polislerinin kafalarına basıp, tekme atıklarını, yine ağır küfür ve hakaretlerde bulunduklarını kaydetti:

     “Hepimizi dışarıya çıkardılar. Bizi yüz üstü yere yatırdılar. Sonra bize işkence yaptılar. Küfür ve hakaret ediyorlardı. Silah dipçikleri ile bizi darp ettiler. Bizi dövdüler. Sonra bizi TEM Şube’ye getirdiler. Biz 6-7 gün TEM'de kaldık. Burada da kötü muamele ve işkence devam etti.”